1 Eylül 2016 Perşembe

Çeviri Çalışmaları 35

English Through Movies

Filmlerle İngilizce


Secret Life of Pets-2



- What are you doing?
- Oh, who, me? What am I doing? Nothing. I'm a cute little doggie, I ...
  Katie knows I wouldn't do anything like this.
- Oh no no no no!
  This could only be the work of a dangerous stray.
--------- ---------
* to do: yapmak
* nothing: hiçbir şey
* cute: sevimli, şirin, cici
* dog: köpek
* doggie: (= doggy) köpekçik, küçük köpek, küçük süs köpeği
* to know: bilmek
* anything: bir şey, herhangi bir şey
* like this: böyle, bunun gibi, öyle
* could: ihtimal, olasılık bildiren modal
* only: sadece, bir tek, yalnızca, olsa olsa

* the work of: ..lık bir iş, ..nın eseri, ..nın işi, ..nın yaptığı/yapacağı bir iş, ..ya göre bir iş
- The riots were the work of political agitators.
  (İsyanlar siyasi provokatörlerin işiydi/İsyanlarda siyasi provokatörlerin parmağı vardı.)

* dangerous: tehlikeli
* stray: sokak hayvanı, başıboş hayvan

--------- ---------
- Ne yapıyorsun?
- Kim, ben mi? Ne mi yapıyorum? Hiçbir şey. Ben küçük cici bir köpek yavrusuyum.
  Katie benim böyle bir şey yapmayacağımı bilir.
  Bu sadece tehlikeli bir sokak hayvanının işi olabilir.

for instagram: tıklayınız

31 Ağustos 2016 Çarşamba

Çeviri Çalışmaları 34

English Through Movies

Filmlerle İngilizce




Maleficent-1

- I like you begging. Do it again.
--------- ---------
* to like someone doing sth: (birinin bir şey yapmasından) hoşlanmak, zevk almak, yapması hoşuna gitmek
- I like you making me laugh.
  (Beni güldürmen/neşelendirmen hoşuma gidiyor.)

* to beg: yalvarmak
- He was ashamed to beg.
  (Yalvarmaya utanıyordu/Yalvarmasına gururu engel oluyordu.)

* to do again: bir daha yapmak, tekrar yapmak
- Never do that again, do you hear?
  (Bunu nir daha asla yapma, duydun mu/anladın mı/tamam mı?)

--------- ---------
- Yalvarman hoşuma gidiyor. Bir daha yap/Bir daha yalvar.)

for instagram: tıklayınız

22 Ağustos 2016 Pazartesi

Çeviri Çalışmaları 33

English Through Movies

Filmlerle İngilizce


Secret Life of Pets-1



- Oh, Duke, Duke, Katie is not... Katie's gonna be so upset when she sees that.
  Katie's ... gonna flip out when she sees how you trashed her whole place.
- Oh, it's just... It's just one vase.
- Is it, Duke, is it?
------  --------
* gonna: konuşma dilinde/resmi olmayan dilde "going to"nun kısaltması
- He's gonna kill me.
  (Bana çok kızacak/Canıma okuyacak/Ağzıma sıçacak.)

* to be upset: sinirlenmek, kızmak, öfkelenmek
- You have every right to be upset with me.
  (Bana kızmak için/kızgın olman için yerden göğe kadar haklısın/hakkın var.)

* to see: görmek
- Can you see far?
  (Uzağı görebiliyor musun?)

* to flip out: tepesi atmak, çok sinirlenmek, öfkeden deliye dönmek
- Mom is going to flip out when she finds out about my F in Math.
  (Annem matematikten F/O aldığımı öğrenince çıldıracak/çok sinirlenecek.)

* to trash: dağıtmak, döküp saçmak, birbirine katmak, çöplüğe çevirmek
- He trashed his room in a fit of rage.
  (Öfkeyle/Sinirle/Cinnet geçirerek odasını döküp saçtı.)

* just: sadece, alt tarafı, topu topu
------  --------
- Katie bunu görünce çok sinirlenecek.
  Bütün evini kırıp döktüğünü gördüğünde Katie çok sinirlenecek/öfkeden deliye dönecek.
- Alt tarafı bir vazo.
- Öyle mi Duke, öyle mi?

for instagram: tıklayınız

19 Ağustos 2016 Cuma

Çeviri Çalışmaları 32

English Through Movies

Filmlerle İngilizce


Lion King-2



- I can't believe it. He's gone back.
------ --------
* to believe: inanmak
- I can't believe you're here.
(Burada olmana inanamıyorum/çok şaşırdım.)

* to go back:dönmek, geri dönmek
- I think we should go back.
(Bence geri dönmeliyiz/dönsek iyi olur.)
------ --------
- Buna inanamıyorum. Geri döndü/dönmüş.

for instagram: tıklayın

18 Ağustos 2016 Perşembe

Çeviri Çalışmaları 31

English Through Movies

Filmlerle İngilizce




Mulan-1

- Come on, smart boy.
  Can you help me with my chores today?
------  --------
* come on: hadi, hadi bakalım

* smart: akıllı, zeki

* boy: oğlan, erkek çocuk

* can: istek, rica yapısında kullanılan modal

* to help someone with sth: birine bir alanda/konuda yardımcı olmak, yardım etmek
- My uncle helped me with my homework.
  (Dayım ev ödevimde bana yardım etti/yardımcı oldu.)

* chores: günlük ev işleri, günlük çiftlik işleri
- My next door neighbor helps his wife with the chores.
  (Yan komşum karısına ev işlerinde yardım ediyor.)

* today: bugün
------  --------
- Haydi akıllı oğlum benim!
  Bugün günlük işlerimde bana yardım eder misin?

for instagram: tıklayınız

Çeviri Çalışmaları 30

English Through Movies

Filmlerle İngilizce




How I Met Your Mother-1

- So, from here on in, no more lies.
  I will never lie to you again.
-------- -------
* so: Konuşma dilinde bir soruya, cümleye/sohbete/diyaloga başlarken kullanılır.
      Özellikle bir önceki cümle/konuşma/sohbet konusu ile bağlantı kurar.
- So, let’s get down to business.
  (Evet, hadi işimize bakalım/koyulalım.)

* from here on in/out: şu andan itibaren, bundan sonra
- From here on in we do it my way.
  (Şu andan itibaren bunu benim yöntemimle/usulümle yapacağız/halledeceğiz.)

* no more: artık yok, başka yok
- There's no more salt.
  (Başka tuz yok/Bütün tuz bu kadar/Başka tuz kalmadı.)

* lie: yalan

* never: asla, hiçbir zaman

* to lie to someone: birine yalan söylemek
- Don't you dare lie to me!
  (Sakın bana yalan söyleyeyim deme/Sakın bana yalan söylemeye kalkma!)

* again: tekrar, bir daha

-------- -------
- Şu andan itibaren başka yalan yok/olmayacak.
  Sana bir daha asla yalan söylemeyeceğim.

for instagram: tıklayınızhttps://www.instagram.com/p/BJPtxAJgCfE/?taken-by=ingilizce_fatih

15 Ağustos 2016 Pazartesi

İngilizce Deyimler ve İfadeler 113

to give a hand / to lend a hand

to give someone a hand / to give a hand to someone


= to help someone

= (bir kimseye) yardım etmek, yardımcı olmak, destek olmak

give a hand to give someone a hand to lend a hand English ingilizce meaning definition

* He always gives me a hand with the housework.
  (Ev işlerinde bana her zaman yardım eder/yardımcı olur.)

* Could you lend me a hand with this piano?
  (Bu piyanoyu taşımama yardım eder misin?)

* If we all lend a hand the work will go quickly.
  (Eğer hepimiz yardım edersek/destek olursak iş çok çabuk biter.)

* She tries to give a hand to those in need of help.
  (Yardıma muhtaç kimselere destek olmaya çalışıyor.)

* This bag is too heavy. Can you give me a hand to carry it?
  (Bu çanta çok ağır. Taşımama yardım eder misin?)

* The living room is so messy! Let's pick up together. Lend me a hand, would you?
  (Oturma odası çok dağınık! Hadi odayı beraber toplayalım. Yardım et bana, olur mu?)

* John, could you give me a hand with the door?
  (John, kapıyı açmama yardım eder misin?)

* Can you give me a hand setting up the dining table?
  (Yemek masasını hazırlamama/Sofrayı kurmama yardım eder misin?)

* Are you going to have time to give me a hand tomorrow?
  (Yarın bana yardım etmek için vaktin var mı/olur mu/müsait misin?)

* Let me know if you need help. I'll have time all day today to give you a hand.
  (Yardıma ihtiyacın olursa bana haber ver/haberim olsun. Sana yardım etmek için bugün bütün gün müsaitim.)

* As long as you are standing, give a hand to those who have fallen.
  (Ayakta olduğunuz sürece –Gücünüz/İmkanınız olduğu sürece- düşen insanlara –düşkünlere/muhtaç kimselere- yardım edin/yardımcı olun.)

* Let me give you a hand with your baggage.
  (Bagajınızı/Valizinizi taşımanıza yardım edeyim.)

* Could you please give me a hand carrying this mattress?
  (Bu yatağı/şilteyi taşımamda bana yardım eder misin lütfen?)

* I’m really finding my homework difficult. Can you give me a hand?
  (Ödevim bana gerçekten zor geliyor. Bana yardım eder misin?)

* Look at all the washing up! I really need someone to give me a hand!
  (Bu ne bulaşık böyle/Şu bulaşığa bak! Gerçekten birinin bana yardım etmesi gerek!)

* Louise is so kind – she's always ready to give you a hand with anything.
  (Louise çok nazik biri, herhangi bir konuda yardımcı olmak için her zaman hazır.)

* If you have any trouble with your homework, I'll be glad to give you a hand.
  (Ödevlerinle ilgili herhangi bir sıkıntın olursa, sana memnuniyetle yardımcı olurum.)

* Give me a hand. If you do, I'll buy you a drink later.
  (Bana yardım et. Yardım edersen, sonra sana bir içki alırım/ısmarlarım.)

* I was hoping you could give me a hand.
  (Bana yardım edebilirsin diye ummuştum/umuyordum.)

* Marcia has taught her children to lend a hand when it comes to cleaning up after meals.
  (Marcia çocuklarına yemekten sonra sofrayı toplama konusunda yardımcı olmalarını öğretti.)

* Could you give me a hand with these boxes, Mike?
  (Mike şu kutuları taşımama yardım eder misin?)

* Let me know when you're moving and I'll give you a hand.
  (Taşınacağın zaman haberim olsun/bana haber ver, sana yardım ederim.)

* You can give me a hand, now that you're here.
  (Madem buradasın, bana yardım edebilirsin.)

* John went out of his way to give you a hand.
  (John sana yardım etmek için çok çabaladı/elinden gelen gayreti gösterdi.)

* Can you give me a hand to put the washing out?
  (Çamaşırları -makineden- çıkarmama yardım eder misin?)

* Let me give you a hand with those dishes.
  (Bulaşıkları yıkamana yardım edeyim.)

* I want to move this desk to the next room. Can you give me a hand?
  (Bu masayı yan odaya taşımak istiyorum. Bana yardım eder misin?)

* I can't carry all these bags by myself. Could you give me a hand?
  (Bütün bu çantaları kendim taşıyamam. Bana yardım eder misin?)

* Thanks to him giving me a hand, I was able to finish the work.
  (Onun bana yardımı sayesinde işi bitirebildim.)

* This evening I will give my friend a hand in the kitchen.
  (Bu akşam arkadaşıma mutfakta/mutfak işlerinde yardım edeceğim/yardımcı olacağım.)

* I'll get in touch with John by telephone tomorrow and ask him to give us a hand.
  (Yarın John'la telefonda görüşüp bize yardım etmesini rica edeceğim/isteyeceğim.)

* Don't worry about your garden. Ten young people will come over today and give you a hand.
  (Bahçeni/Bahçe işlerini dert etme/kafana takma. On genç bugün gelip/uğrayıp sana yardımcı olacak.)

* A: I can't reach the top shelf.
  (En üst rafa ulaşamıyorum.)
  B: Let me give you a hand.
  (Dur sana yardım edeyim.)

* A: Can I give you a hand?
  (Yardım edeyim mi/Yardım etmemi/Yardımcı olmamı ister misin?)
  B: Thanks, I could use the help.
  (Teşekkürler, yardıma ihtiyacım olabilir/Yardım işime yarar/Yardıma hayır demem.)

* A: Do you want me to come over and lend you a hand with studying?
  (Oraya gelip çalışmanda sana yardımcı olmamı ister misin?)
  B: Thanks. I could sure use the help.
  (Teşekkürler. Kesinlikle yardım işime yarar/yardıma hayır demem.)